DOLAR
13,4719
EURO
15,2831
ALTIN
798,03
BIST
1.910,29
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bingöl
Az Bulutlu
0°C
Bingöl
0°C
Az Bulutlu
Salı Karla Karışık Yağmurlu
1°C
Çarşamba Karla Karışık Yağmurlu
0°C
Perşembe Karla Karışık Yağmurlu
-1°C
Cuma Çok Bulutlu
0°C

Abdulbaki ERDOĞMUŞ

Abdulbaki Erdoğmuş, 1 Ocak 1958 yılında Genç doğumludur. İlkokulu Genç’te İmam Hatip okulunu da Diyarbakır da bitirdi. Erzurum Yüksek İslam Enstitüsü (İlahiyat Fakültesi) mezunu olup Medrese Eğitimini de Diyarbakır da tamamladı. İmam Hatip ve Müftülük görevlerinden sonra 1999 seçimlerinde ANAVATAN Partisinden 21. Dönem Diyarbakır milletvekili olarak seçildi. Aktif siyasetten sonra Sivil Siyaset çalışmalarına devam eden Erdoğmuş, Sivil Siyaset Platformu ve Sivil Siyaset Girişimi Sözcülüğü yaptı. Şimdi ise Sivil Siyaset Hareketi Koordinatörlüğünü yapmaktadır. Yayınlanmış 3 kitabı vardır.

Çözüm demokraside ittifaktır!

Millet İttifakı blokunda yer alması beklenen partilerin giderek iktidar partilerine (Cumhur İttifakı) benzemesi, yeni dönemde demokrasi ve hukuk devleti beklentilerimizi olumsuz olarak etkilemektedir.

Muhalefetin sistem yerine tamamıyla iktidara odaklanması ve ulusal ve uluslararası demokratik beklentilere tıpkı iktidar partileri gibi milli ve ideolojik tepki vermesi ülkenin siyasi geleceği açısından olumsuz işaretler vermektedir.

Bunun başlıca nedenlerinden biri, iddiaları “millet ve demokrasi” olsa da bütün partilerin devlet merkezli kurulması ve devletçi politikalarla şekillenmesidir.

Daha açık bir ifade ile belirtmeliyim ki, Türkiye’de partilerin ve siyasetin ideolojisi, inancı, dini öncelikle devlettir.

rodi

Paradigması devlet ideolojisi olan siyasi partilerin demokrasi inşa etme iddiaları demokrasi ile çelişmektedir.

Başlangıçta demokrasi iddiasıyla ortaya çıkan ve bu yolda uygulamalarıyla da inandırıcı olan ANAP ve AK Parti’nin daha sonra nasıl devletçi ideolojinin esiri oldukları ve statükonun hizmetine girdikleri yakın tarihimizin açık örneklerindendir.

Bugün de Türkiye’nin medeni dünyadan uzaklaşması ve “barış” yerine “savaş” politikalarına yönelmesinin gerekçesi olarak ideolojik ve milli kaygılar ileri sürülmektedir.

Demokrasi ve hukuk devleti olma yolunda en büyük engelin de ideolojik ve milli kaygılar olduğunu biliyoruz.

Darbeler, askeri müdahaleler, vesayet ve otoriter eğilimler de hep bu gerekçelerle hayata geçirilmektedir.

Muasır iddialarla iktidara gelen AK Parti de bu gerekçelerle vesayete teslim olup statükonun esiri olduğunu düşünüyorum.

Statükoya direnen partilerin ve siyasetçilerin çok ağır bedeller ödediği bilinmektedir. Bunların başında DP (Demokrat Parti) ve geleneği gelir.

Ne yazık ki bu süreç, başka partileri de mahkûm etmeye devam etmektedir.

Bugün ihtiyacımız olan bu sürecin artık durdurulması ve vesayet sistemine son verilmesidir.

Ancak bunun mümkün olup olmayacağı veya nasıl mümkün olabileceği konusu giderek karmaşık ve belirsiz hale gelmektedir.

Kuşkusuz demokrasinin en belirgin araçları siyasi partiler ve demokratik siyasettir.

Ne yazık ki yeni vesayet düzeni olarak inşa edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi de siyaset ve siyasi partiler marifetiyle gerçekleşmiştir.

Bu durum ülkemiz ve demokratik siyaset adına büyük bir utanç olarak tarihe geçmiştir.

Mevcut partilerle, milli ve ideolojik siyasetle sistemi değiştirmek ve büyük utancın izlerini silmek çok da mümkün gözükmüyor.

Cumhur İttifakı’nın askeri ve sivil bürokrasiyle birlikte oluşturduğu ‘vesayet sistemi’ yerine sadece iktidara alternatif politikalar geliştirmek, aynı sistemi yönetmeye talip olmak, devlet ve iktidar gücünü ele geçirmek, statükoyla iş tutmak gibi hedeflere yönelmek ülkenin siyasi geleceği açısından belirsizliğin devam etmesi anlamına gelmektedir.

İktidar ve sistem aynı şey değildir.

AK Parti ve yandaş medyanın iddia ettiği gibi mevcut iktidar sistemin sahibi veya ortağı da değildir, olsa olsa taşeronu olarak değerlendirilmesi mümkün olabilir.

Bunca imkanlardan yararlanmış olması ise aldığı sorumluluk ve yüklendiği ağır vebalin karşılığıdır.

Artık yolun sonuna gelindi, olağanüstü şartlar, bölgesel ve uluslararası krizler dışında seçimlerin öne alınacağı kuvvetle muhtemeldir.

Bu durumda Cumhur İttifak’ının ağır bir seçim yenilgisi alacağı kaçınılmaz görünmektedir.

Kanaatime göre iktidar değişikliği hayati derecede önemlidir.

Cumhur İttifakı’nı oluşturan partilerin önümüzdeki dönemde Türkiye’nin yönetiminde rol almaları durumunda sorunları çok daha derinleştirecektir.

Bu nedenle sistemin taşeronlarına yeniden bir iktidar şansı tanımak ülkeyi akıntıya terk etmek demektir.

Türkiye’nin derinleşen ekonomik, hukuki, siyasal ve uluslararası sorunların çözümü sadece iktidar değişimi ile değil, sistem değişikliği ile ancak mümkün olabilir. 

Bu durumda devletçi Millet İttifakı çözüm olabilir mi?

Millet ittifakı ile sistem değişimi mümkün olabilir mi?

Mevcut iktidar döneminde karşılaştığımız tablonun bir benzerini yeni dönemde ve başka iktidarlarda artık görmek ve yaşamak istemiyoruz.

Yeni dönemde, siyasal iktidarların, partilerin ve dahi siyasetin vesayetten arınması gerektiği açıktır.

Özellikle siyasetin; devletçi ideoloji başta olmak üzere mafya ve çetelerin, talan ve yağmacıların, soyguncu ve vurguncuların kuşatmasından kurtulması zorunludur.

Siyaseti de böyle bir yapılanmaya ve kirli ilişkilere yönlendiren sistemin bizzat kendisidir.

Bunun için de ihtiyacımız olan; Cumhur İttifakı’na veya iktidara alternatif Millet İttifakı değil, vesayet ve ceberut sistemin alternatifi olabilecek demokraside ittifaktır.

Demokraside ittifak zemini de demokratik merkez siyasetinin inşasıyla ancak mümkün olabileceği kanaatindeyim.

En azından Millet İttifakı’nda tutkal görevi yapacak ve paradigması “muasır medeniyet-demokrasi ve hukukun üstünlüğü” olacak bir demokratik merkez siyasetine ihtiyaç olduğu kesindir.

Yazarın Diğer Yazıları
golbal
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.