DOLAR
13,6851
EURO
15,5266
ALTIN
785,16
BIST
1.910
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bingöl
Az Bulutlu
11°C
Bingöl
11°C
Az Bulutlu
Salı Parçalı Bulutlu
13°C
Çarşamba Karla Karışık Yağmur
10°C
Perşembe Yağışlı
7°C
Cuma Az Bulutlu
9°C

Abdulbaki ERDOĞMUŞ

Abdulbaki Erdoğmuş, 1 Ocak 1958 yılında Genç doğumludur. İlkokulu Genç’te İmam Hatip okulunu da Diyarbakır da bitirdi. Erzurum Yüksek İslam Enstitüsü (İlahiyat Fakültesi) mezunu olup Medrese Eğitimini de Diyarbakır da tamamladı. İmam Hatip ve Müftülük görevlerinden sonra 1999 seçimlerinde ANAVATAN Partisinden 21. Dönem Diyarbakır milletvekili olarak seçildi. Aktif siyasetten sonra Sivil Siyaset çalışmalarına devam eden Erdoğmuş, Sivil Siyaset Platformu ve Sivil Siyaset Girişimi Sözcülüğü yaptı. Şimdi ise Sivil Siyaset Hareketi Koordinatörlüğünü yapmaktadır. Yayınlanmış 3 kitabı vardır.

Saray’dan Bakınca Halk!

1789 yılında Fransa’da, yoksulluk öyle bir boyuta ulaşır ki kadınlar, seslerini krala duyurmak için Versailles sarayı önünde yürüyüş yaparlar. Olayları anlamakta zorlanan Kraliçe Marie Antoinette, yürüyüş yapan kadınların ‘ne istediğini’ sorar.

Kadınların, yoksulluğu protesto ettikleri ve yiyecek ekmek bulamadıkları için Kral’ın müdahale etmesini talep ettikleri cevabını alınca Kraliçe’nin: “ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” dediği iddia edilmiştir.

Kuvvetle muhtemeldir ki bu iddia asılsızdır ve bir söylentiden ibarettir. Ancak Saray-Halk ilişkisini tanımlayacak çok anlamlı bir söz olduğu açıktır.

golbal

Günümüzde de saraylara, lüks ve israfa dalmış, iktidar ve güç esiri olmuş yöneticilerin, halkın yoksulluk ve geçim sıkıntısı çektiklerinden habersiz olduklarını görüyoruz. İletişim ve algı yöntemleriyle kralların, Emir ve devlet başkanlarının danışmanları tarafından yanıltıldığının birçok ülkede örnekleri vardır.

Ne yazık ki Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan da pahalılıktan şikâyet edenlere, gittiği markette yaptığı bir alışveriş sonucu şöyle cevap vermiştir: “Fiyatlar gayet uygundur”. Oysa bir yıl önce gittiği aynı markette şimdi fiyatlar yüzde yüz civarında artmıştı.

Anlaşılan, iddiasında adaleti ve dilinde Hz. Ömer’i eksik etmeyen CB Erdoğan, insanların çoğunun artık marketlerden alış-veriş dahi yapamadıklarının farkında değildir. Başbakan olarak da 20 Mayıs 2014’te aynen şöyle demişti:

“Bu ülkenin başbakanı olarak açıkça ifade ediyorum ki, Dicle’nin kenarında kurdun kaptığı bir koyun bile benim mesuliyetim altındadır.”

Cumhurbaşkanı sıfatı bir tarafa, gecekondu yaşamından gelmiş bir siyasetçinin, hele bir parti genel başkanının bırakınız “Dicle kenarında kurdun kaptığı koyunun mesuliyeti”, ülkedeki gıda fiyatlarından habersiz olması gerçekten trajikomik bir durumdur.

Bir devlet başkanı olarak Saray’dan bakınca halkın durumunun iyi görülmesi dalkavuk ve hırsız danışmanlar marifetiyle anlaşılabilir ancak bir “siyasetçi ve halk adamı” ve dahi Hz. Ömer mesuliyeti iddiasıyla marketten bakınca fiyatların uygun görülmesinin mazereti olamaz.

Duruma bakılırsa CB Erdoğan’ın tarlada kalan ürünlerden, çocuklarını okutamayan ailelerden, kredilerini ödeyemeyen çif”tçilerden, kepengi kapatan esnaftan, yurt bulamayan ve harç ödeyemeyen öğrencilerden de haberi yoktur.

Kâğıt toplayıcılarının dahi engellendiğinden habersizdir.

Çağlar değişse de modern çağda da olsa saray zihniyeti hiç değişmemiştir. Hangi dönemde olursa olsun saray yönetiminin halka bakışı tepeden inmeci ve aracılar vasıtasıyladır. Otoriter bir lider olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan için de durumun değişmediği market alış-verişi ve peş peşe yapılan orantısız zamlardan anlıyoruz.

Şöyle bir hikâyenin, durumu daha açık bir şekilde ortaya koyacağını düşünüyorum:

–Kralın biri Sarayında otururken, pencereden sesler gelmiş. ‘Güzel elmalarım vaaaaaar!”

Bakmış, yaşlı birisi, at arabasında elma satıyor. Etrafında müşteriler. Kralın canı çekmiş ve baş vezirini çağırmış;

– Al sana 5 altın, koş bana elma al.

Baş vezir, vezirlerden birisini çağırmış;

– Al sana 4 altın, koş elma al.

Vezir saray görevlilerinden birisini çağırmış;

– Al sana 3 altın, koş elma al.

Saray görevlisi muhafız komutanını çağırmış;

– Al sana 2 altın, koş elma al.

Komutan nöbetçiyi çağırmış;

– Al sana 1 altın, koş elma al.

Nöbetçi çıkmış yaşlı ihtiyarı yakasından tutmuş ve “Hey sen, ne bağırıyorsun? Burası han mı, yoksa saray mı? Defol buradan. Arabana da elmalara da el koyuyorum.”

Nöbetçi, muhafız komutanına dönmüş ve iyi dalavere çevirdim;

– İşte, 1 altına yarım araba elma.

Komutan saray görevlisine dönmüş;

– İşte, 2 altına bir çuval elma.

Saray görevlisi vezire dönmüş;

– İşte, 3 altına bir torba elma.

Vezir, baş vezire dönmüş;

– İşte, 4 altına yarım torba elma.

Baş vezir kralın huzuruna çıkmış;

– İşte, 5 altına beş elma aldım kralım. Aynen emrettiğiniz gibi.

Kral oturmuş ve şöyle bir düşünmüş ”Beş elma- Beş altın. Bir elma-bir altın ve halk elmalara hücum ediyor…

Demek ki vatandaşın durumu çok iyi. Vergileri hemen artırmak lazım…!!!“

Anlaşılan Saray’dan bakınca yeni zamlar yolda…!

Yazarın Diğer Yazıları
golbal
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.