Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bingöl
Yağışlı
19°C
Bingöl
19°C
Yağışlı
Pazar Gök Gürültülü
13°C
Pazartesi Sağanak Yağışlı
11°C
Salı Gök Gürültülü
12°C
Çarşamba Gök Gürültülü
15°C

Abdulbaki ERDOĞMUŞ

Abdulbaki Erdoğmuş, 1 Ocak 1958 yılında Genç doğumludur. İlkokulu Genç’te İmam Hatip okulunu da Diyarbakır da bitirdi. Erzurum Yüksek İslam Enstitüsü (İlahiyat Fakültesi) mezunu olup Medrese Eğitimini de Diyarbakır da tamamladı. İmam Hatip ve Müftülük görevlerinden sonra 1999 seçimlerinde ANAVATAN Partisinden 21. Dönem Diyarbakır milletvekili olarak seçildi. Aktif siyasetten sonra Sivil Siyaset çalışmalarına devam eden Erdoğmuş, Sivil Siyaset Platformu ve Sivil Siyaset Girişimi Sözcülüğü yaptı. Şimdi ise Sivil Siyaset Hareketi Koordinatörlüğünü yapmaktadır. Yayınlanmış 3 kitabı vardır.

Özgürlük namlunun ucunda değildir!

Özgürlük namlunun ucunda değildir!

Özgürlük kavramının “Sümer’in çivi yazılı tabletlerinde ‘amargi’ (anaya dönüş) sözcüğünden başladığı” iddia edilmektedir.

Latince’de ‘libertas’, Türkçe’de ‘özgürlük’, Arapça’da ‘hürriyet’, Farsça ve Kürtçe’de ‘serbesti’ ve ‘âzâdi’ kelimeleriyle ifade edilmektedir. 

Fârâbî’ye göre, “Ahlâkî açıdan hürriyet insanın, eylemlerinin kendisine sağlayacağı peşin hazlara kapılmadan iyi ile kötü arasında fark gözeterek iyi olanı seçip yapma yeteneğidir. …” (T.D.V.)

“İnsanı tanımak için özgürlüğü iyi anlamak gerektiğini, özgürlük aradığı için insanın, hayvandan ayrıldığını, özgürlüğün temellerinden birinin bilgi olduğunu, tutsaklıklardan kurtuldukça insanın özgürlüğünün arttığını, işbirliği ve toplumsallık eğiliminin, insan olmanın zemini olduğu, insanın özünün özgürlük aramak olduğu” gibi yaklaşımların tamamı değerlidir.

golbal

(26 ağustos 1789) Fransız devriminde yazılan ve neredeyse bütün demokratik ülkelerin Anayasasında yer almış ‘İnsan ve yurttaş hakları’ bildirgesinin 4’ncü maddesi; insanın özgürlüğünü; “Başkasına zarar vermeden her şeyi yapabilmektir” diye tanımlamıştır. 

Esas itibarıyla özgürlük, adalet içinde kalmaktır ve adaletten ayrılmamayı yaşamın ilkesi olarak bilmektir. Adalete dayanmayan bir özgürlük insanlığı kuşatmaz, diye düşünüyorum.

Anastasius Grün’ün ifadesiyle; “Kendisi için olduğu kadar, hasımları için de ‘hürriyet’ hakkını istemeyen ve kabul etmeyen bir kimse hür olmaya layık değildir.”

Resul-ü Ekrem’in (s.a.s.) “Kendiniz için istediğinizi başkası için de istemedikçe gerçekten iman etmiş sayılmazsınız” yani “mü’min olmayı hak etmezsiniz” buyruğunun ne kadar anlamlı olduğunu hatırlatmak isterim. 

Resul-ü Ekrem’in söz konusu ifadelerinin gereğinin yapıldığını Bernard Lewis şöyle itiraf eder:

Ortaçağ İslam dünyası… kendisinden öncekilerden, çağdaşlarından ve kendisinden sonra gelenlerin çoğundan daha fazla özgürlük sunmuştur.


Özgürlük herkes ve her kesim için vazgeçilmez bir hak olduğuna göre, bu hakkın gaspı durumunda mücadelesini vermek de herkese ve her kesime düşmektedir. 

Louis Brandeis, şöyle der:

Tecrübe göstermiştir ki, özgürlüğümüzü en çok korumamız gereken zaman tam da devlet politikalarının yararlı olduğunu düşündüğümüz vakitlerdir. Özgürlük için doğan insanoğlu, kötü niyetli yöneticilerin ‘özgürlük’e saldırılarını geri püskürtmek için doğal olarak tetiktedir.

Özgürlüğe karşı esas büyük tehlike ise iyi niyetli olduğunu düşündüğümüz ama aslında özgürlüğümüze sinsice bir tecavüzü içeren hükümetlerin yaptıklarındadır.


Ne yazık ki hükümetler/yöneticiler tarafından özgürlüğümüze sinsice ve açıktan tecavüz edildiği ortadadır. Baskı ve şiddetin yaşandığı ülkelerde adalet ve özgürlük ancak hamasetten ibaret kalır.

Özellikle coğrafyamızda sadece örgütler değil, devletler de özgürlükleri baskılamak için şiddeti meşru bir politika ve resmi bir ideoloji olarak benimsemişlerdir.

Savaş da, şiddet ve terör de medeniyetin meşru araçları değildir. Peter Ustinov’un ”Terör yoksulların savaşıdır, savaş ise zenginlerin terörüdür” tespitine katılmamak mümkün müdür?

Filistin ve Rojava örneğinde olduğu gibi meşru şiddetin dahi özgürleşmek yerine ölüm, yıkım, göç, yoksulluk, cehalet ve sefalete neden olduğu açıkça görülmektedir.

Halkın değil, silahlı unsurların ve işgalcilerin bu yıkımdan güç elde ettikleri ortadadır.

Bu bağlamda denilebilir ki Türkiye’de, PKK ve diğer silahlı unsurların çok yönlü yürüttükleri şiddet ve terör; iktidarların/hükümetlerin “terörizm” tezgâhına katkı sunmaktadır.

Bu nedenle halkımız daha çok zarar görmekte, geleceğimiz olan gençlerimiz bilinçli ve planlı olarak sinsice tüketilmektedir.

Biliyoruz ki Kürtlerin ve diğer farklı unsurların hak-adalet-hürriyet-eşitlik gibi taleplerini yok saymak, görmezden gelmek, şiddet gerekçesiyle terörize etmek ‘farklılık’ gerçeğini ortadan kaldırmaz.

Önemli olan Türk-Kürt veya başka unsurlar arasında ayırım yapmadan hepimizin ihtiyacı olan adalet ve eşitlik üzerinden herkesin hakkını savunmak, hep birlikte ‘özgürleşmeyi’ başarabilmektir!

Kanaatime göre ‘özgürlük’ mücadelesi için bize düşen; halklarımız ve insanlarımız için öncelikle ceberut yönetime ve tekli sisteme karşı ortak bir sivil-siyasal tavır-duruş geliştirmektir. 

Her türlü baskı ve zorbalığa rağmen fikri ve fiili şiddeti reddederek eğitim-spor-sanat-medya-akademik-bilimsel-kültürel-sivil-sosyal ve siyasal alanlara yönelmeliyiz.

Bu alanlarda elde edilecek başarılar bizi zamanın ruhuna uygun olarak özgürleştirecek ve bir arada tutacaktır!

İnanıyorum ki zorba olan değil, haklı olan kazanacaktır. Cehalet değil bilgi, savaş değil barış, kurşun değil kalem kazanacaktır. Çünkü güçlü olan değil, doğru ve haklı olan saygındır.

“Özgürlüğünden vazgeçen kimse, insanlıktan, hak ve görevlerinden vazgeçmiş” olacağının bilincinde olarak bilmeliyiz ki mücadelemiz; her kesimi kuşatmak ve herkesin özgürlüğünü kendi özgürlüğümüz olarak görmekle ancak başarıya ulaşacaktır!

Bu bağlamda efsane lider Nelson Mandela‘nın mücadele yöntemi hepimiz için örnek alınmaya değerdir, diye düşünüyorum:

Yaşadığım sürece hayatımı Afrikalıların mücadelesine adadım, beyaz egemenliğine karşı savaştım, siyah egemenliğine de karşı savaştım. İnsanların eşit fırsatları paylaşarak uyum içinde yaşayacakları özgür bir toplum hayalini kurdum hep.


Aynı hayali kurmaları için genelde bütün gençlerimize, özelde de Kürt gençlerimize mütevazı bir çağrım olacaktır:

Kürtler bu coğrafyanın kadim ve etkin bir unsurudur, yüzlerce yıldır kendi yurtlarında kuşatılmışlık içinde yaşam mücadelesi verdikleri için birlik, ittifak ve özgürlükten mahrum kalmışlardır.

Hiç şüphesiz özgürlük/âzâdi herkes kadar Kürtlerin de hakkıdır. Bu hakkın talebi ve mücadelesi de kutsaldır ancak sizi temin ederim ki,

Özgürlük namlunun ucunda değildir, bilgisayar tuşlarındadır!..

Özgürlük ve mücadelesi dağlarda Kalaşnikof’la dolaşmak değil, dijital teknoloji ile dünyalı olmaktır, teknolojinin sağladığı özgür alanda bilgi toplumu ile buluşmaktır.

Çağımızda silah, şiddet ve terörün özgürleştirdiği ve özgürleştireceği bir toplum/halk yoktur ve olmayacaktır da.

Namluya dizilenler; insanı özgürleştiren kalemler değildir, insanı öldüren kurşunlardır!

Kalemden mürekkep, namludan kan akar. Biri yaşatır, diğeri öldürür. Peki, özgürlük ve özgürleşmek için hangisine ihtiyaç vardır?

Unutmayın, şiddet özgürleştirmez, belki ‘efendi’ değiştirir! Özgür bir toplum hayalimizi birlikte gerçekleştirmek için tetiğe değil, hep birlikte bilgisayar tuşlarına basalım!

Yazarın Diğer Yazıları
golbal
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.